Estetik Diş Hekimliğinde Hangi Malzemeler Tercih Edilir? Biyomateryal Kılavuzu
Ağız, diş ve çene sisteminde meydana gelen yapısal deformasyonların, renk asimetrilerinin ve madde kayıplarının giderilmesi amacıyla kurgulanan restoratif süreçler, materyal biliminin (dental malzeme bilimi) sunduğu teknolojik altyapıya dayanır. Geleneksel diş hekimliğinde fonksiyonu yeniden kurmak için ağırlıklı olarak altın, amalgam veya krom-kobalt gibi metal alaşımları kullanılırken; günümüzde dişin doğal optik yansımasını, elastisite modülünü ve ışık kırma indeksini taklit etmeyi başaran kristal yapılı seramikler ve rezin bazlı polimerler ön plana çıkmaktadır. Bireylerin yüz anatomisi ile uyumlu, diş etinde renklenmeye yol açmayan ve ışığı tıpkı doğal diş minesi gibi süspanse eden bu materyaller, Estetik Diş Hekimliği disiplininin biyomimetik (doğayı taklit eden) felsefesini oluşturur.
Bir dişin restorasyonunda kullanılacak olan materyalin seçimi; o dişe binen çiğneme kuvvetinin şiddetine, dişin çene kavisi içerisindeki konumuna (ön bölge veya arka bölge), kapatılmak istenen altyapının rengine ve hastanın doku biyotipine göre hekim tarafından multidisipliner bir yaklaşımla değerlendirilir. Örneğin, çiğneme basıncının çok yüksek olduğu arka azı dişlerinde kristal yapısı yoğun, kırılma direnci yüksek materyaller planlanırken; estetik beklentinin çok hassas olduğu ön dişlerde (gülüş hattında) ışık geçirgenliği ve saydamlık (translüsensi) özellikleri yüksek cam seramikler tercih edilir. Hazırladığımız bu medikal rehberde, kliniklerde sıklıkla kullanılan zirkonyum, lityum disilikat, kompozit rezinler, feldspatik tozlar ve simantasyon (yapıştırma) ajanlarının kimyasal özellikleri, doku ile olan etkileşimleri ve hangi klinik tablolarda kullanıldıkları nesnel bir biçimde incelenmektedir.
Zirkonyum Dioksit (Zirkonya) Hangi Klinik İhtiyaçlara Yanıt Verir ve Yapısal Özellikleri Nelerdir?
Zirkonyum dioksit (zirkonya), doğada bulunan zirkonyum elementinin oksijenle birleşmesinden elde edilen, biyolojik uyumu (biyokompatibilitesi) son derece yüksek, ışık geçirme özelliğine sahip ve çiğneme kuvvetlerine karşı olağanüstü mekanik direnç gösteren beyaz renkli bir seramik materyalidir. Bu materyal, klasik porselen dişlerin altındaki gri metal altyapının yerini alarak, estetik beklentileri karşılamayan mat ve opak görünümleri elimine etmek ihtiyacından doğmuştur. Monoklinik, tetragonal ve kübik olmak üzere üç farklı kristal fazında bulunabilen zirkonya, tıp alanında çoğunlukla itriyum (yttrium) eklenerek oda sıcaklığında tetragonal fazda stabilize edilir (Y-TZP). Bu kristal yapısı sayesinde zirkonyum, üzerinde oluşan mikro çatlakları kendi kendine sıkıştırarak ilerlemesini yavaşlatan (faz dönüşüm tokluğu) eşsiz bir mekanik davranış sergiler.
Klinik kullanım alanları oldukça geniştir. Dişlerinde koyu renkli kanal tedavisi kalıntıları veya eski amalgam dolgulardan kaynaklı siyahlaşmalar bulunan hastalarda, alttaki bu koyu rengi maskeleme (kapatma) yeteneği yüksek olan zirkonyum altyapılar planlanır. Aynı zamanda çoklu diş eksikliklerinde arka bölgelere uygulanan uzun köprü restorasyonlarında, materyalin yüksek eğilme dayanımı (flexural strength) kırılma risklerini medikal olarak minimize eder. Diş eti dokusu, zirkonyum yüzeyi ile organik bir uyum içerisine girer; metal alaşımlarının aksine doku kenarlarında morarma, alerjik reaksiyon veya korozyon (oksitlenme) oluşturmaz. Günümüzde, CAD/CAM teknolojileri kullanılarak fabrikasyon zirkonyum bloklardan bilgisayar kontrollü robotik frezlerle kazınan (monolitik) bu restorasyonlar, hem arka bölgelerin dayanıklılık ihtiyacına hem de ön bölgelerin estetik yansıma beklentisine güçlü bir medikal yanıt sunar.
| Zirkonyum Materyal Tipi | Kristal Yapısal Özellikleri | Medikal Kullanım Alanı |
|---|---|---|
| Konvansiyonel Zirkonyum (3Y-TZP) | Mekanik direnci en yüksek, ışık geçirgenliği orta seviyede olan opak yapılı form. | Koyu renkli köklerin maskelenmesi, arka bölge köprüleri ve dayanıklılık gerektiren oklüzal yükler. |
| Yüksek Translüsent Zirkonyum (4Y/5Y-TZP) | Kübik faz oranı artırılarak ışık geçirgenliği yükseltilmiş, estetik seramik form. | Ön bölge tekil kuronları, estetik gülüş hattı ve tek parça (monolitik) restorasyonlar. |
Lityum Disilikat (Cam Seramik) Hangi Ön Bölge Restorasyonlarında Kullanılır ve Optik Değerleri Nasıldır?
Lityum disilikat (genellikle E-max olarak bilinir), cam bir matris içerisine gömülmüş iğnemsi lityum disilikat kristallerinden oluşan, doğal diş minesinin opalesans ve floresans (ışık oyunları) özelliklerini optik olarak birebir taklit edebilen gelişmiş bir seramik sistemidir. Bu materyalin en büyük avantajı, yüksek derecedeki ışık geçirgenliğidir (translüsensi). Lityum disilikat kullanılarak üretilen restorasyonlar, üzerine düşen ışığı sadece geri yansıtmaz; ışığın bir kısmını materyalin içine hapsederek dentin tabakasına ulaştırır ve canlı dişlerdeki “derinlik” algısını oluşturur. Estetik beklentinin en üst noktada olduğu ön bölge (kesiciler ve kanin dişleri) restorasyonlarında, yapaylık hissini ortadan kaldırmak amacıyla sıklıkla bu cam seramikler planlanır.
Klinik olarak porselen laminaların (yaprak dişlerin), inley/onley adı verilen porselen dolguların ve tek ünite kuronların üretiminde yoğun bir kullanım alanına sahiptir. Lityum disilikat materyallerin dişe bağlanma mekanizması, geleneksel simantasyondan (yapıştırmadan) farklı bir kimyasal prosedür gerektirir. Restorasyonun iç yüzeyi hidroflorik asit ile mikroskobik olarak pürüzlendirilir ve ardından silan bağlayıcı ajanlar sürülerek, materyal ile dişin mine dokusu arasında adeta tek bir parça gibi çalışmasını sağlayan (adheziv rezin) bir kimyasal kilitlenme yaratılır. Bu kilitlenme sayesinde lityum disilikat, kendi başına kırılgan bir cam yapısında olmasına rağmen dişe entegre olduğunda yüksek çiğneme kuvvetlerine direnebilen yekpare bir medikal yapı haline gelir.
Feldspatik Porselenler Hangi İnce Yapılı Laminaların Üretiminde Rol Oynar?
Feldspatik porselenler, doğadaki feldspat, kuvars ve kaolin minerallerinin karışımından elde edilen, geleneksel seramik fırınlama teknikleriyle diş teknisyenleri tarafından fırçayla katman katman (stratifikasyon) işlenerek üretilen, üstün estetik karaktere sahip restoratif materyallerdir. Estetik Diş Hekimliği alanında en muhafazakar (koruyucu) yaklaşımlardan biri olan “prepless” (dişten hiç madde kaldırmadan yapılan) laminaların veya çok ince yaprak porselenlerin üretiminde temel hammadde olarak rol oynarlar. Bu porselenlerin mekanik bükülme dayanımı lityum disilikat veya zirkonyuma göre daha düşük olsa da, el işçiliğiyle renklendirme detaylarına en fazla olanak tanıyan seramik grubudur.
Feldspatik laminaların üretiminde “refrakter day (ateşe dayanıklı alçı modeli)” veya “platin folyo” teknikleri kullanılır. Teknisyen, hastanın komşu dişlerindeki ince gelişim çizgilerini, mine çatlaklarını, uç kısımlardaki mavimsi şeffaflığı (hale etkisini) porselen tozları ve özel likitler kullanarak mikron mikron fırçayla dişe işler. Bu materyaller, dişin ön yüzeyinde 0.2 ile 0.4 milimetre gibi bir kontakt lens inceliğine kadar düşürülebilir. Özellikle minesi oldukça sağlam olan, küçük renk değişiklikleri veya form ilaveleri isteyen (örneğin lateral dişlerin çok küçük olduğu durumlarda) hastalarda, dişe hiç zarar vermeden maksimum estetik illüzyonu yakalamak için feldspatik seramiklerin ince sanatından faydalanılır.
Kompozit Rezin Materyaller Hangi Anatomik Eksikliklerin Giderilmesinde Uygulanır?
Kompozit rezin materyaller, Bis-GMA veya UDMA gibi organik polimer matrikslerin içerisine, silika, zirkonyum veya baryum gibi inorganik doldurucu partiküllerin karıştırılmasıyla elde edilen, doğrudan diş hekimi koltuğunda (direkt yöntemle) dişe uygulanan medikal dolgu malzemeleridir. Geçmişteki siyah renkli amalgam dolguların yerini alan bu materyaller, güncel teknolojiyle “nano-hibrit” yapıya kavuşmuş; böylece hem çiğneme basıncına karşı gösterdikleri aşınma dirençleri artırılmış hem de uzun yıllar cila (polisaj) parlaklıklarını koruyacak seviyeye getirilmiştir. Kompozit rezinler, estetik restorasyon süreçlerinde dişin laboratuvara gönderilmesine gerek kalmadan tek seansta tedavi sunabilme yeteneğiyle öne çıkar.
Klinik tablolarda kompozit bonding uygulamaları için geniş bir yer ayrılır. İki diş arasındaki genetik boşlukların (diastemaların) kapatılmasında, travma sonucu dişte meydana gelen ufak kırıkların orijinal formuna döndürülmesinde veya çürük dokusunun temizlenip diş renginde yeniden yapılandırılmasında kompozit materyallere başvurulur. Bu materyalin dişe tutunması, mine yüzeyinin asitlenmesi ve bonding (yapıştırıcı ajan) adı verilen ara sıvıların mikroskobik gözeneklere sızarak özel mavi ışıkla (halojen/LED) polimerize edilmesi (sertleştirilmesi) yoluyla gerçekleşir. Kompozit rezinlerin elastisite modülü, doğal dişin dentin dokusuna çok yakın olduğu için çene hareketlerinde oluşan esneme kuvvetlerini absorbe eder; ilerleyen yıllarda oluşabilecek ufak aşınmalar veya kırıklar yine aynı klinikte pratik bir rezin eklemesi ile kolayca tamir edilebilir.
Medikal Rezin Simanlar Porselen İle Diş Dokusu Arasındaki Biyokimyasal Bağı Nasıl Kurar?
Bir porselen kaplamanın veya laminanın diş yüzeyinde yıllarca formunu koruyarak tutunabilmesi, diş ile restorasyon arasında yer alan ve medikal rezin siman (luting agent) olarak adlandırılan yapıştırıcı ara maddelerin biyokimyasal performansına bağlıdır. Klasik su bazlı çimentolar (cam iyonomer vb.) mekanik bir sıkışma (friksiyon) ile dişi tutarken, rezin simanlar hem mikromekanik kilitlenme hem de kimyasal bağ kurarak porseleni adeta dişin organik bir parçası haline dönüştürür. Bu bağlanma, diş yüzeyinin ve porselenin iç yapısının özel asitlerle pürüzlendirilmesi ve içeriğinde “10-MDP” gibi medikal monomerler bulunan ajanların devreye sokulmasıyla başlar.
İnce porselen laminalarda, ışıkla sertleşen (light-cure) ve zamanla renk değiştirmeyen ince yapılı rezin simanlar planlanır. Işık cihazı porselenin üzerinden tutulduğunda, ışık materyali geçerek alttaki simanı aktive eder ve donmasını sağlar. Daha kalın yapıdaki zirkonyum veya tam seramik kuronlarda ise, ışığın alt katmanlara ulaşmasının zor olduğu durumlar hesaba katılarak “dual-cure” (hem ışıkla hem de kendi kendine kimyasal olarak sertleşebilen) rezin simanlar kullanılır. Bu yapıştırıcı ajanlar, diş ile porselen arasındaki sınırı sızdırmaz bir şekilde kapatarak, o bölgeye ağız sıvılarının veya bakterilerin sızmasını önler; böylece kaplama altındaki diş dokusunda gelişebilecek ikincil çürük risklerini kısıtlar.
Geçici Restorasyonlarda Hangi Akrilik ve PMMA Bileşenler Klinik Olarak İşlev Görür?
Estetik diş tedavisi süreçlerinde, dişler laboratuvar üretimi için hazırlandıktan (aşındırıldıktan) sonra kalıcı porselenler gelene kadar geçen zaman zarfında hastanın dişsiz kalmaması ve hazırlanan dişlerin korunması tıbbi bir zorunluluktur. Bu amaçla kullanılan geçici restorasyonlar, genellikle polimetil metakrilat (PMMA) bazlı materyallerden veya bis-akrilik kompozitlerden üretilir. Bu bileşenler, hastanın kliniğe geldiği ilk seansta alınan ölçüler doğrultusunda saniyeler içinde sertleşerek (kimyasal polimerizasyon) dişlerin üzerine adaptif bir örtü oluşturur.
Geçici akrilik restorasyonların temel biyolojik işlevi, diş üzerinden alınan minenin ardından açığa çıkan dentin tübüllerini kapatarak hastanın sıcak-soğuk hassasiyeti yaşamasını önlemektir. Aynı zamanda, kesilen dişlerin komşu dişlere veya karşı çeneye doğru hareket etmesini engelleyerek, laboratuvarda yapılan protezlerin ölçülere sadık kalmasını sağlar. Diş eti sağlığının şekillendirilmesinde de (çıkış profilinin oluşturulmasında) PMMA materyalleri kilit rol oynar; diş etinin yuvarlak ve sağlıklı bir formda kalmasına kılavuzluk ederek, kalıcı seramikler takıldığında dokuyla porselen arasında estetik bir sızdırmazlık bölgesi yaratılmasına hizmet eder.
| Geçici Materyal Türü | Yapısal Özelliği ve Üretim Şekli | Klinik Kullanım Amacı |
|---|---|---|
| Bis-Akrilik Kompozitler | Kartuş sistemlerle doğrudan hekim koltuğunda uygulanır, düşük büzülme payına sahiptir. | Mock-up (ön prova) uygulamaları ve kısa dönem diş koruyucu geçici kuronlar. |
| PMMA (Polimetil Metakrilat) | CAD/CAM sistemlerinde yüksek yoğunluklu bloklardan kazınarak laboratuvarda üretilir. | Uzun süreli bekleme gereken (implant kaynaşması vb.) periyotlarda kullanılan dirençli geçici protezler. |
Diş Beyazlatma (Bleaching) Prosedürlerinde Hangi Kimyasal Ajanlar Kullanılır ve Etki Mekanizmaları Nasıldır?
Diş dokusunun doğal renginin birkaç ton açılması amacıyla uygulanan medikal beyazlatma (bleaching) işlemlerinde temel ajanlar olarak Hidrojen Peroksit (H2O2) veya Karbamid Peroksit kullanılır. Bu kimyasal solüsyonlar, mine yüzeyindeki porlardan (mikroskobik gözeneklerden) içeri süzülerek dentin tabakasında yerleşik duran uzun zincirli koyu renkli organik pigment (kromofor) moleküllerine ulaşır. Uygulanan kimyasal ajan, bir oksidasyon reaksiyonu başlatarak bu uzun ve koyu zincirli molekülleri parçalar; moleküller daha küçük, daha az renk yansıtan ve renksiz bileşenlere dönüşür.
Klinikte uygulanan ofis tipi (office bleaching) işlemlerde, reaksiyonu hızlandırmak için yüksek konsantrasyonlu hidrojen peroksit jelleri sürülür ve bu jeller özel LED veya lazer cihazlarıyla fotokimyasal olarak aktive edilerek serbest radikal çıkışı sağlanır. Ev tipi beyazlatma sistemlerinde ise, etki mekanizması zamana yayılan ve tükürükle temas ettikçe yavaşça hidrojen peroksite dönüşen daha düşük konsantrasyonlu karbamid peroksit ajanları kullanılır. Her iki materyal de dişin yapısal sertliğini (kalsiyum ve fosfat dengesini) bozmadan sadece renk moleküllerini hedef alır; mine dokusunda veya kök yapısında kalıcı bir deformasyona sebebiyet vermeden estetik aydınlanma sürecini medikal olarak yönetir.
Biyomimetik Materyallerin Diş Minesini Taklit Etme Kapasitesi Neden Önem Taşır?
Biyomimetik (doğayı kopyalayan) diş hekimliği yaklaşımı, bozulan veya kaybedilen diş dokularının yerine konulacak olan materyallerin, orijinal dişin fizikokimyasal ve biyomekanik özelliklerini tıpa tıp göstermesi felsefesine dayanır. Doğal bir diş; sert ama kırılgan mine zırhı ile onun altındaki esnek ve darbe emici dentin dokusundan oluşan kompleks bir yapıdır. Bir dişin üzerine gelen ısırma kuvvetleri, sadece sertlik ile değil, bu esneme kabiliyeti (elastisite modülü) sayesinde sönümlenerek köke aktarılır.
Estetik restorasyonlarda kullanılan materyaller (örneğin hibrit kompozitler veya e-max cam seramikler), sadece rengi değil, bu mekanik özellikleri de taklit edebilme kapasitesine sahip oldukları için öne çıkarlar. Minenin sertliği porselenlerle kopyalanırken, dişe yapılan kompozit bağlantılar dentinin esneme görevini üstlenerek çiğneme kuvvetlerinin diş köküne homojen olarak dağılmasını sağlar. Ayrıca optik biyomimetik de büyük önem taşır; doğal minenin ışık geçirgenliği ve florasan etkisi, kullanılan restoratif malzemedeki seramik partiküllerin özel dizilimi sayesinde kopyalanır ve bu da restorasyonun yapay ışıklarda veya doğal gün ışığında cansız, protez gibi görünmesinin önüne geçer.
Avrupadent Kliniklerinde Restoratif Materyal Seçimi Hangi Tıbbi Kriterlere Göre Yürütülür?
Avrupadent kliniklerinde uygulanacak Estetik Diş Hekimliği prosedürlerinde biyomateryal seçimi; tek tip bir standarttan ziyade, hastanın anatomik yapısını, çene fonksiyonlarını ve doku karakteristiklerini inceleyen kişiselleştirilmiş bir medikal analiz protokolüne göre yürütülür. İlk aşamada hastanın kapanış (oklüzyon) ilişkisi ve çiğneme kaslarının aktivitesi incelenir. Eğer hastada gece diş sıkma (bruksizm) öyküsü varsa veya kapanış kuvvetleri direkt ön dişlere biniyorsa, kırılganlığı önlemek amacıyla monolitik zirkonyum gibi bükülme direnci yüksek materyaller planlamaya dahil edilir.
Diğer yandan, değerlendirilen dişlerin mevcut rengi (güdük rengi) materyal seçimini doğrudan etkileyen bir parametredir. Kanal tedavili ve koyu griye dönmüş bir dişte ışığı geçiren lityum disilikat kullanılırsa, alttaki koyu renk dışarı yansıyacaktır; bu tablolarda maskeleme (örtücülük) yeteneği yüksek opak zirkonyum alt yapılar tercih edilir. Diş eti kalınlığı (biyotip) ince olan hastalarda ise, diş eti altından materyal renginin sızmaması için metal destekli hiçbir yapı kullanılmaz. Tüm bu radyolojik ve klinik veriler ışığında, hekimler ve laboratuvar teknisyenleri ortak bir konsültasyonla, estetik ve biyolojik olarak hastaya uzun dönemli fayda sağlayacak olan en doğru seramik veya rezin grubunu belirleyerek tedavi akışını şekillendirir.
Sıkça Sorulan Sorular Nelerdir?
1. Zirkonyum kaplama diş etlerinde morarmaya yol açar mı?
Zirkonyum, doku ile yüksek oranda biyolojik uyum sergileyen ve metal barındırmayan bir materyal olduğu için, eski tip metal destekli porselenlerde görülen diş eti sınırındaki gri veya mor yansımalara neden olmaz.
2. Porselen laminalar için hangi malzeme daha uygundur?
Işık geçirgenliğinin ve saydamlığın çok yüksek olduğu e-max (lityum disilikat) cam seramikler veya feldspatik porselen tozları, çok ince yapraklı ön bölge restorasyonlarında (lamina) tıbbi olarak sıklıkla tercih edilir.
3. Kompozit dolgular zamanla renk değiştirir mi?
Güncel nano-hibrit kompozit materyaller yapısal olarak geliştirilmiş olsalar da, yoğun çay, kahve ve tütün kullanımı ile yüzey cilasının aşınması durumunda uzun yıllar içinde hafif renklenmeler yaşanabilir; ancak klinik ortamda kısa bir cila işlemiyle ilk parlaklıklarına döndürülebilirler.
4. Diş beyazlatma (bleaching) jelleri mineyi inceltir mi?
Hayır, hidrojen peroksit veya karbamid peroksit ajanları minenin kalsiyum yapısını (sertliğini) veya kalınlığını aşındırmaz; bu ajanlar sadece mine gözeneklerinden içeri girerek organik renk pigmentlerini oksitleme yoluyla parçalar.
5. E-max ve Zirkonyum arasındaki temel fark nedir?
E-max (cam seramik), ışık geçirgenliği ve estetik saydamlık açısından doğala en yakın sonucu sunarken kırılma direnci daha orta düzeydedir; zirkonyum ise yüksek mekanik dirence (sertliğe) sahip olup özellikle çiğneme yükünün fazla olduğu arka bölgelerde veya maskeleme gereken koyu renkli dişlerde planlanır.
6. Yapıştırıcıların (simanların) ömrü ne kadardır?
Kullanılan medikal rezin simanlar, diş ile porselen arasında kimyasal bir bağ (adhezyon) kurdukları için ağız florasında çözünmezler ve kaplamanın sızdırmazlığını sağlayarak restorasyonun uzun dönemli yapısal bütünlüğünü korurlar.
7. Geçici dişler hangi malzemeden yapılır?
Laboratuvar üretim sürecinde kesilmiş dişleri korumak amacıyla takılan geçici dişler, genellikle bis-akrilik kompozitlerden veya PMMA (polimetil metakrilat) bazlı rezin bloklardan kimyasal sertleşme veya kazıma yöntemleriyle üretilir.
8. Metal destekli porselenler hala kullanılıyor mu?
Mekanik dayanıklılık gerektiren çok uzun köprü sistemlerinde zaman zaman kullanılabilse de, estetik kaygının ön planda olduğu güncel klinik pratiklerde doku uyumu ve optik avantajları sebebiyle yerini ağırlıklı olarak metalsiz seramiklere bırakmıştır.
9. Alerjisi olan bireyler hangi materyali seçmelidir?
Nikel veya çeşitli metal alaşımlarına alerjisi olan bireyler için, vücut dokularıyla toksik veya alerjik bir etkileşime girmeyen (biyokompatibilite gösteren) zirkonyum ve lityum disilikat materyaller medikal açıdan en uygun alternatiflerdir.
10. Kompozit bonding dişin direncini azaltır mı?
Aksine, dişe hiç aşındırma yapılmadan uygulanan veya çürük temizlendikten sonra yerleştirilen kompozit bondingler, dentine yakın esneme (elastisite) özellikleriyle dişi mekanik olarak destekler ve mikro sızıntıları kısıtlar.
11. Hangi materyal doğal diş minesine en yakın ışık kırılımını verir?
İçerdiği kristal matris yapısı sebebiyle lityum disilikat (cam seramikler) ve el işçiliğiyle üretilen feldspatik porselenler, ışığı minede olduğu gibi yansıtan ve absorbe eden optik değerlere en yakın materyallerdir.
12. Zirkonyum dişler zamanla aşınır mı?
Zirkonyum dioksit, doğal diş minesinden çok daha sert ve pürüzsüz bir seramik türü olduğu için çiğneme fonksiyonları esnasında aşınmaya uğramaz ve formunu uzun yıllar boyunca mekanik olarak muhafaza eder.
13. Tedavi süresinde dişin hava almasını hangi materyal önler?
Aşındırılmış olan diş dokusundaki açığa çıkan dentin tübüllerini (sinir yollarını) örtmek ve sıcak-soğuk hassasiyetini kontrol altına almak için polikarboksilat veya geçici rezin simanlarla yapıştırılan PMMA geçici kuronlar kullanılır.
14. Laboratuvarda porselen bloklar nasıl işlenir?
Fabrikasyon olarak üretilmiş homojen lityum disilikat veya zirkonyum bloklar, dijital ölçüler doğrultusunda CAD/CAM sistemlerine aktarılır ve robotik frezler yardımıyla insan eli değmeden milimetrik olarak kazınarak işlenir.
15. Kaplama altındaki dişte çürük olursa materyal sökülmeli midir?
Kaplama altında gelişen sekonder (ikincil) çürük vakalarında, alttaki enfeksiyonlu diş dokusuna ulaşarak tıbbi temizliği sağlamak adına restoratif materyalin hekim tarafından özel aletlerle sökülmesi ve tedavi sonrasında yeni bir kaplama üretilmesi elzemdir.








