İmplant Tedavisi Nasıl Yapılır? İzmir Süreç Analizi ve Medikal Adımlar
Ağız anatomisinde meydana gelen doku kayıpları, insan fizyolojisinde çiğneme (mastikasyon), yutkunma (deglutisyon) ve çene kemiğinin hücresel yapısında çok yönlü değişimleri beraberinde getiren patolojik tablolardır. Diş eksikliklerinin telafi edilmesi adına modern diş hekimliğinde sıklıkla başvurulan restorasyon yöntemlerinden biri, inorganik titanyum alaşımlı yapay köklerin çene kemiğine (alveoler kret) cerrahi protokollerle yerleştirilmesidir.
İmplant Tedavisi Nedir ve Diş Eksikliklerinde Neden Tercih Edilir?
İmplant tedavisi, kaybedilen doğal dişlerin çiğneme ve konuşma fonksiyonlarını restore etmek amacıyla, insan dokusuyla biyolojik uyum (biyouyumluluk) gösteren titanyum materyallerin çene kemiği içerisine cerrahi bir operasyonla yerleştirilmesi işlemidir. Bu tedavi, komşu sağlıklı dişlerin mine dokularına müdahale edilmesini (aşındırılmasını) gerektirmediği ve çiğneme basıncını doğrudan kemiğe ileterek fizyolojik kemik erimesi (rezorpsiyon) sürecini hücresel boyutta yavaşlattığı için tıbbi pratikte sıklıkla değerlendirilen bir restorasyon alternatifidir. Çene kemiğine yerleştirilen yapay kök, aylar süren bir periyotta kemik hücreleri (osteoblastlar) ile mikroskobik düzeyde kaynaşarak (osseointegrasyon), üzerine takılacak porselen veya zirkonyum kuronlar için mekanik ve yapısal bir destek ünitesi oluşturur.
İnsan iskelet sisteminin bir parçası olan maksilla (üst çene) ve mandibula (alt çene) kemikleri, kendi üzerlerinde yer alan doğal diş kökleri vasıtasıyla iletilen mekanik basınçlarla formlarını ve hacimlerini koruyan dinamik dokulardır. Bir veya birden fazla dişin fonksiyon dışı kalarak çekilmesi durumunda, alveol kemiğinin ilgili bölgesi çiğneme kuvvetinden doğan fiziksel uyarımı alamaz. Wolff Kanunu adı verilen ortopedik prensip uyarınca, mekanik stresten mahrum kalan kemik dokusunda osteoklast (kemik yıkıcı) hücrelerin faaliyeti artar ve bölgede belirgin bir doku erimesi başlatılır. İmplant uygulamasının klinik temeli, bozulan bu biyomekanik uyarı sistemini yeniden kurmaktır. Operasyonla kemiğe yerleştirilen titanyum alaşımı, bağışıklık sistemi tarafından reddedilmeyen inorganik bir yapıdır.
Geleneksel diş hekimliğinde tek diş eksiklikleri için sıklıkla uygulanan köprü protezlerinde, boşluğun her iki yanındaki sağlam dişlerin kesilerek (frezlenerek) küçültülmesi bir klinik gerekliliktir. Ancak implant operasyonlarında, komşu dişlerin mine ve dentin dokuları anatomik olarak bütünlüğünü muhafaza eder; müdahale sadece eksikliğin bulunduğu alana lokalize edilir. Çiğneme işlemi sırasında ortaya çıkan yüzlerce Newtonluk oklüzal kuvvetler, titanyum vida üzerinden doğrudan alveol kemiğine aktarılır. Bu aktarım, kemik matriksindeki hücreleri uyararak mineralizasyon döngüsünü aktif tutar. İzmir Avrupadent kliniklerinde bu tıbbi restorasyon, kısıtlı bir onarımın ötesinde, hastanın sindirim sistemine giden besinlerin doğru öğütülmesi ve çene iskeletinin yapısal olarak desteklenmesi hedefleriyle projelendirilir.
İzmir’de İmplant Tedavisi Öncesi Klinik Değerlendirme Nasıl Yürütülür?
Klinik değerlendirme süreci; hastanın tıbbi ve sistemik öyküsünün (anamnez) alınması, ağız içi yumuşak ve sert dokuların periodontal sondlarla muayene edilmesi, dikey kapanış (oklüzyon) ilişkilerinin incelenmesi ve radyolojik verilerin toplanması adımlarından oluşur. Bu kapsamlı analizler neticesinde hekim, hastanın cerrahi müdahaleye olan toleransını, enfeksiyon risk profilini ve kullanılacak materyallerin fiziksel boyutlarını objektif bulgulara dayanarak tespit eder.
Cerrahi müdahalelerin genel medikal yönetiminde, operasyon anında gerçekleştirilen işlemler kadar, operasyon öncesinde kurgulanmış olan diagnostik (tanı) evresi de klinik bir ehemmiyet taşır. Hastanın İzmir Avrupadent kliniğine başvurmasıyla başlayan bu süreç, sistemik anamnez formlarının doldurulmasıyla derinleştirilir. Hastanın genel sağlık tablosu, kardiyovasküler rezervi ve hücresel iyileşme kapasitesi, Amerikan Anesteziyologlar Derneği’nin (ASA) fiziksel risk skalasına göre sınıflandırılır. Sistemik dolaşımı veya hücresel oksijenasyonu etkileyen kronik hastalıklar (diyabet, hipertansiyon, osteoporoz gibi) saptandığında, hastanın takip edildiği tıp branşlarından cerrahi müdahale için medikal konsültasyon istenir.
Fiziksel ağız içi muayene esnasında hekim, yalnızca eksik diş boşluğuna odaklanmaz; hastanın genel oral hijyen profilini, tükürük miktarını ve diş eti biyotipini (mukoza kalınlığını) de inceler. İmplantın etrafını saracak olan yapışık diş eti (keratinize mukoza) miktarının yetersiz olması, ilerleyen yıllarda protez çevresinde mikrobiyal birikime yol açabileceğinden, tedavi planına yumuşak doku greftlemesi gibi ilave cerrahi adımlar eklenebilir. Aynı zamanda, hastanın kas dinamikleri, çene eklemi (temporomandibular eklem) hareketliliği ve olası bruksizm (diş sıkma) alışkanlıkları gözlemlenerek, yapay köklerin üzerine binecek vektörel kuvvetlerin (Newton cinsinden) yıkıcı etkileri hesaplanır. Bu veriler olmaksızın cerrahi bir işlem planlanması, tıbbi protokollere aykırı kabul edilir.
İmplant Tedavisi Öncesi Radyolojik İnceleme Neden Önem Taşır?
Radyolojik inceleme, diş eti (mukoza) altında gizlenen kemik anatomisinin dikey yüksekliğini, yatay genişliğini, trabeküler sertlik derecesini (Hounsfield ünitesi) ve sinir kanalları gibi hayati organlara olan mesafeyi milimetrik olarak haritalandırır. Üç boyutlu dental volumetrik tomografi (CBCT) ile yapılan bu dijital analiz, cerrahi frezlerin kemiğe giriş açısını belirleyerek operasyon esnasında yaşanabilecek anatomik yaralanma risklerini yapısal düzeyde sınırlar.
Ağız boşluğunda, yüzeyel dokulara bakılarak altındaki kemik matriksinin gerçek formu ve kalınlığı klinik olarak anlaşılamaz. Geleneksel diş hekimliğinde kullanılan panoramik röntgenler, tüm çene formunu iki boyutlu bir kavis olarak yansıtırken, belirli oranlarda (genellikle %15-25 arası) distorsiyon (büyüme veya bükülme) içerirler. Bu iki boyutlu filmler, kistleri veya genel kök uzunluklarını saptamak için işlevsel olsalar da, implantın yerleştirileceği bölgenin ön-arka (bukko-lingual) kalınlığını fizyolojik olarak yansıtma kapasitesine sahip değillerdir.
Bu anatomik belirsizliği ortadan kaldırmak üzere güncel tıp teknolojisi olan Cone Beam Computed Tomography (CBCT) cihazlarına başvurulur. CBCT, düşük radyasyon dozuyla çeneyi milimetrik kesitlere ayırarak hastanın dijital bir anatomik kopyasını oluşturur. Alt çenede dudak hissini beyne taşıyan ‘nervus alveolaris inferior’ sinir kordonu ile üst çenede hava boşlukları olan ‘maksiller sinüs’ zarına asgari 2 milimetrelik güvenlik mesafesi bırakılması klinik bir kuraldır. Tomografi verileri bilgisayar yazılımlarına aktarılarak “geriye dönük planlama” (backward planning) işlemi tatbik edilir. Bu konseptte, ağızda bulunması gereken ideal kuron (porselen diş) sanal olarak tasarlanır; ardından titanyum vida, bu dişin merkezinden çene kemiğine en uygun açıyla dijital ortamda yerleştirilir. İzmir Avrupadent’teki teknolojik analizler sayesinde cerrahi operasyon, hekimin tecrübesinin yanı sıra bilimsel verilere dayanan matematiksel bir navigasyon eşliğinde yürütülür.
İmplant Tedavisi Cerrahi Aşamaları Nelerdir?
Cerrahi aşamalar sırasıyla; lokal anestezi altında mukoza dokusunun (diş etinin) kesilerek kemik yüzeyinin açığa çıkarılması, fizyolojik serum soğutması yapan mikromotorlarla alveol kemiğinde osteotomi (delme) işleminin kademeli olarak gerçekleştirilmesi, titanyum vidanın yuvaya belirli bir tork (sıkışma) gücüyle yerleştirilmesi ve diş etinin cerrahi sütürlerle (dikiş) kapatılması adımlarını kapsar.
Operasyon günü, klinik ortam tıbbi asepsi ve antisepsi (mikroptan arındırma) standartları uyarınca hazırlanarak çapraz enfeksiyon oluşma ihtimali minimize edilir. İşlem bölgesi lokal anestezik solüsyonlarla uyuşturulduktan sonra, hekim operasyon sahasındaki diş etine bistüri yardımıyla insizyon (kesi) yapar. Mukoza ve periost (kemik zarı) kaldırılarak (flep operasyonu) altındaki kortikal kemik tabakası görünür hale getirilir. Dijital radyolojik planlamada belirlenen milimetrik ölçülere uygun olarak, çapları giderek artan medikal frezler yardımıyla kret üzerinde bir yuva (kavite) hazırlanır.
Bu osteotomi (delme) işlemi esnasında kemik dokusunun sıcaklığının 47 santigrat dereceyi aşması, dokuda protein denatürasyonuna ve kemik hücresi ölümüne (nekroz) sebebiyet vereceğinden, kullanılan cerrahi mikromotorların fizyolojik serum ile sürekli soğutma yapması klinik bir zorunluluktur. Kavite hazırlığı tamamlandığında, steril ambalajından çıkarılan titanyum implant, düşük devirli cihazlar veya manuel tork anahtarları kullanılarak kemiğe konumlandırılır. Vidanın kemiğe uyguladığı baskı gücü (primer stabilite), genellikle 30-45 Newton-santimetre (Ncm) aralığında hedeflenir. İmplantın iç yivlerini korumak için üzerine bir kapak vidası (cover screw) yerleştirilir ve açılan diş eti flebi, primer yara kapanmasını sağlamak üzere cerrahi ipliklerle dikilir. İzmir Avrupadent süreçlerinde, operasyon sonrası hastaya post-operatif bakım kuralları detaylı olarak aktarılır.
| Cerrahi Aşama | Yapılan Medikal İşlem | Klinik İşlevi ve Amacı |
|---|---|---|
| 1. İnsizyon ve Flep Kaldırma | Diş eti (mukoza) dokusunun bistüri ile kesilip kemikten sıyrılması. | Alveoler kemik anatomisinin doğrudan gözlemlenebilmesini sağlar. |
| 2. Osteotomi (Kavite Hazırlığı) | Çapı kademeli olarak artan frezlerle kemiğin sıvı soğutması eşliğinde delinmesi. | Titanyum materyalin boyutlarına uygun anatomik yuvayı oluşturur. |
| 3. İmplantın Yerleştirilmesi | Titanyum vidanın hazırlanan kaviteye tork cihazı ile vidalanması. | Mekanik sıkışma (primer stabilite) elde edilerek biyolojik zemin hazırlanır. |
| 4. Sütür (Dikiş) Uygulaması | Kaldırılan diş eti dokusunun kapatılarak cerrahi ipliklerle dikilmesi. | Yara dudaklarının birleşmesini sağlayarak hemostazı (kanama kontrolünü) destekler. |
İmplant Tedavisi Sırasında Anestezi Yönetimi Nasıl Planlanır?
Cerrahi müdahale esnasında, işlem yapılacak bölgedeki majör sinir kordonlarının etrafına lokal anestezik farmakolojik ajanlar enjekte edilerek nöral (sinirsel) iletim geçici bir süre için askıya alınır. İletim kesildiği için bilinci açık olan hasta, kemiğe yapılan müdahale sırasında herhangi bir ağrı hissetmez; yalnızca cihazların fizyolojik titreşimlerini ve dokuya uygulanan mekanik basıncı algılar.
Maksillofasiyal (çene-yüz) bölgesinde gerçekleştirilen invaziv işlemlerde ağrı yönetimi, periferik sinir liflerindeki sodyum kanallarının geçirgenliğini durduran anestezik solüsyonlar (örneğin artikain veya lidokain molekülleri) vasıtasıyla sağlanır. Hekim, operasyon alanının inervasyonunu (sinir beslenmesini) sağlayan anatomik noktalara (üst çenede infiltrasyon, alt çenede rejyonal blokaj yöntemleriyle) enjeksiyon uygular. Bu farmakolojik etki devredeyken, mukoza dokusuna bistüri ile kesi yapılması veya kemik üzerinde frezleme (osteotomi) işlemi gerçekleştirilmesi merkezi sinir sistemine biyolojik bir tahribat (ağrı) sinyali olarak ulaşmaz.
Operasyon esnasında anestezinin dokudaki etki süresini uzatmak ve cerrahi alanda kanamayı (hemostazı) minimize etmek amacıyla solüsyonların içerisinde epinefrin (adrenalin) gibi vazokonstriktör (damar büzücü) bileşenler bulunur. Ancak hipertansiyon (yüksek tansiyon) veya kardiyovasküler ritim bozukluğu olan hastalarda, kana karışan epinefrin akut bir kan basıncı yüksekliğine neden olabileceğinden, medikal değerlendirmeler ışığında adrenalinsiz solüsyonlar kullanılabilir. Osteotomi esnasında kullanılan cerrahi cihazlar çene kemiğinde bir miktar mekanik vibrasyon (titreşim) meydana getirir. Lokal anestezi, ağrıyı taşıyan ince sinir liflerini bloke etse de, bası ve dokunma hissini ileten kalın lifler üzerinde aynı oranda etkili değildir; dolayısıyla hastanın çenesinde bir bası veya titreşim hissetmesi olağan bir durumdur. İzmir’de uygulanan klinik süreçlerde, ileri düzey dental fobisi bulunan bireylerde anesteziyoloji konsültasyonu eşliğinde damar yolundan intravenöz bilinçli sedasyon teknikleri tıbbi bir alternatif olarak sunulur.
Kemiğe Kaynama (Osseointegrasyon) Süreci Ne Kadar Zaman Alır?
İnorganik titanyum yapay kökün alveol kemiği ile hücresel düzeyde mikroskobik olarak kaynaşması işlemi olan osseointegrasyon, kortikal yoğunluğa sahip alt çenede ortalama iki ila üç ay sürerken; daha süngerimsi ve havalanmış bir yapıda olan üst çenede üç ila altı ay arasında bir biyolojik onarım periyodunu kapsar.
Operasyon esnasında hekim, implantı kemikte hazırladığı yuvaya yerleştirirken mekanik bir fiziksel sıkışma elde eder (primer stabilite). Ancak insan kemiğinin canlı ve dinamik bir doku olması sebebiyle, aylar içerisinde bu mekanik kuvvet azalırken yerini hücresel tutunmaya (sekonder stabilite) bırakır. Cerrahi travma bölgesinde açığa çıkan ilk kan pıhtısı, fibrinojen ağları oluşturarak kemik hücrelerinin bölgeye göç etmesi için biyolojik bir iskele (scaffold) kurar. Takip eden haftalar içerisinde, organizmanın bağışıklık hücreleri yara yerini organize ederken; kemik yapıcı osteoblast hücreleri titanyum yüzeyin pürüzlü mikroyapısına (gözeneklerine) yerleşir. Bu hücreler, bulundukları alana kalsiyum ve fosfat mineralleri salgılayarak yeni, kalsifiye (sertleşmiş) bir canlı kemik matriksi inşa eder.
Alt çene (mandibula) kemiği, anatomik olarak son derece sert (genellikle D1 veya D2 tipi) ve mineral yoğunluğu yüksek bir yapıda olduğu için, osteoblastların çoğalma ve kalsifikasyon işlemi daha kısa sürede mekanik stabiliteye dönüşür. Üst çene (maksilla) ise burun tabanına ve sinüs hava boşluklarına komşu, daha gözenekli ve ince trabeküllere sahip (D3 veya D4 tipi) bir mimari barındırır. Bu trabeküler yapı içerisindeki boşlukların hücreler tarafından doldurulup mineralize edilmesi, anatomik gereklilikler nedeniyle daha geniş bir takvime yayılır. Bu bekleme süreci, dışarıdan uygulanan farmakolojik ajanlarla kısaltılamayan, organizmanın kendi hücresel fizyolojisine bağlı bir döngüdür. İzmir Avrupadent protokolleri gereği periyodik radyolojik tetkiklerle implant-kemik temas alanında siyahlık (radyolusensi) olup olmadığı incelenerek doku entegrasyonu teyit edilir ve ardından protez yapımına onay verilir.
Çene Kemiği Yetersizliğinde Hangi Ek Prosedürler Uygulanır?
Radyolojik analizlerde alveoler kemik hacminin dikey yükseklik veya yatay genişlik bağlamında yetersiz olduğu tespit edilirse, kemik ogmentasyonu (greft/toz ilavesi) prosedürleri uygulanır. Üst çene arka bölgelerinde ise maksiller sinüs zarı yukarı kaldırılarak (Sinüs Lifting) oluşan boşluğa biyolojik partiküller doldurulur ve kemik hacmi rekonstrükte edilir.
Titanyum materyalin uzun yıllar boyunca mekanik stabilite sağlayabilmesi, çevresini sarmalayan sağlıklı kemik duvarının kalınlığına bağlıdır. İmplant gövdesinin her yönünden asgari 1.5 – 2.0 milimetre daha kalın bir kemik dokusuna ihtiyaç duyulur. Diş kayıplarının üzerinden uzun yıllar geçmiş olması, kistik enfeksiyonlar veya şiddetli diş eti hastalıkları (periodontitis) neticesinde çene kemiğinin kortikal duvarlarında geniş hacimsel defektler oluşur. Bu defektlerin varlığında, doğrudan yuva açıldığında vidanın yivleri açıkta kalır; mukoza altında açıkta kalan bu yivler bakteri tutulumuna zemin hazırlayarak enfeksiyon odağı yaratır.
Bu anatomik handikapları aşmak amacıyla “ogmentasyon” (hacim artırımı) tekniklerine başvurulur. Cerrahi sahaya biyomateryal olan greft (kemik tozu) partikülleri yerleştirilir. Bu partiküller, inorganik sığır kaynaklı (ksenogreft), sentetik (alloplastik) veya insan donör kaynaklı (allogreft) formlarda olabilir. Yerleştirilen greft, vücudun kendi kemik hücrelerinin üzerine göç edip kalsifiye olabileceği üç boyutlu bir matriks oluşturur. Üst çene arka (posterior) bölgelerde dişsizlik sebebiyle aşağıya sarkan maksiller sinüs zarı (Schneiderian membranı), özel cerrahi küretlerle sıyrılarak yukarı itilir ve yeni oluşan bu alana greft materyalleri doldurulur. İzmir’deki klinik uygulamalarda hekimler, defektin boyutuna göre bu ileri cerrahi müdahaleleri implantasyonla aynı seansta veya implantasyon işleminden ortalama altı ay öncesinde gerçekleştirerek doku fizyolojisini hazırlar.
| Materyal Türü | Biyolojik Kaynağı | Klinik İşlevi ve Reaksiyonu |
|---|---|---|
| Otojen Greft | Hastanın kendi vücudundan (çene ucu, ramus veya kalça) alınan canlı kemik blokları. | İçinde canlı osteoblastlar barındırır. Yeni kemik oluşumunu (osteogenez) doğrudan uyarır. |
| Ksenogreft | Sığır, domuz veya at gibi hayvansal kaynaklardan laboratuvarda proteinlerinden arındırılarak elde edilir. | Kalsiyum iskeleti sunarak erimesi (rezorpsiyonu) çok yavaş olan uzun süreli bir hacim sağlar. |
| Alloplastik Greft | Laboratuvar ortamında sentezlenen hidroksiapatit veya trikalsiyum fosfat türevi inorganik tozlar. | Enfeksiyon veya antijenik reaksiyon riski barındırmaz, hücrelerin üzerinde çoğalmasına alan açar. |
| Kollajen Membran | Domuz veya sığır perikardından üretilen ince doku örtüleri (bariyerler). | Hızlı büyüyen diş eti hücrelerinin, greftli alana girip kemikleşmeyi bozmasını fiziksel olarak sınırlar. |
Sistemik Hastalıklar İmplant Tedavisi Sürecini Nasıl Etkiler?
Kontrolsüz diyabet, hipertansiyon, kardiyovasküler rahatsızlıklar veya osteoporoz gibi sistemik hastalıklar, yara bölgesindeki mikrovasküler (kılcal damar) dolaşımı, pıhtılaşma mekanizmasını ve osteoblast (hücresel onarım) aktivitesini doğrudan baskılar. Bu değerler tıbbi konsültasyonlarla referans aralıklarına regüle edildiğinde, enflamasyon riskleri minimize edilerek tedavi gerçekleştirilebilir.
Ağız içi dokularına yapılan cerrahi invaziv işlemler, sadece lokalize bir müdahale olmayıp, kanlanma ve bağışıklık sistemi üzerinden organizmanın bütünsel fizyolojisiyle entegre bir biçimde seyreder. Kan glukoz (şeker) düzeyi kronik olarak yüksek ilerleyen diyabet hastalarında, damar duvarlarında kalınlaşma ve tıkanıklık (mikroanjiyopati) meydana gelir. Bu hücresel vasküler defekt, ameliyat sahasına ulaşması gereken kan hacmini daraltarak dokunun oksijensiz (hipoksik) kalmasına, yara yerinde kolajen sentezinin yavaşlamasına ve lökositlerin (savunma hücreleri) bölgeye ulaşamamasına yol açar. Bu biyolojik durum nedeniyle, cerrahi öncesinde hastanın son üç aylık şekerin göstergesi olan HbA1c testleri istenir ve değerlerin %7 civarında (klinik referanslarda) olması şart koşulur.
Kalp kapakçık operasyonu, stent veya atriyal fibrilasyon (ritim bozukluğu) öyküsü bulunan hastalarda düzenli kullanılan antikoagülan (kan sulandırıcı) ilaçlar pıhtılaşma şelalesini (kaskadını) yavaşlatır. Mukoza kesisi yapıldığında kanamanın fizyolojik olarak durdurulabilmesi (hemostaz) için kardiyolog konsültasyonu ile ilaç modifikasyonları (köprüleme tedavisi) tatbik edilir. Ek olarak, osteoporoz (kemik erimesi) tanısıyla damar içi (intravenöz) bifosfonat alan hastalarda, ilacın kemik yıkımını baskılarken kemik yapımını da yavaşlatması sebebiyle operasyon bölgesinde hücre ölümü (osteonekroz) riski bulunur. Bu bağlamda, İzmir Avrupadent süreçlerinde hastaların tüm sistemik hastalıkları ASA (Amerikan Anesteziyologlar Derneği) risk skalası üzerinden sınıflandırılarak bireysel düzeyde medikal analiz edilir.
İmplant Tedavisi Sonrası Protetik (Kuron) Aşama Nasıl İlerler?
Biyolojik kemikleşme (osseointegrasyon) evresi radyolojik olarak teyit edildikten sonra, vidaların üzerindeki mukoza dokusu iyileşme başlıklarıyla şekillendirilir ve intraoral (ağız içi) optik tarayıcılar veya konvansiyonel sistemlerle çenenin üç boyutlu kopyası alınır. Oklüzal (çiğneme) kuvvetlere dayanıklı zirkonyum veya metal destekli seramik kuronlar dental laboratuvarda üretilerek implantlara ara parçalarla (abutment) sabitlenir.
Cerrahi etabın hücresel adaptasyonu tamamlandığında, tedavinin fonksiyonel işlev kazanacağı ve estetik restorasyonun uygulanacağı protetik (protez) rehabilitasyon aşaması başlatılır. İlk adımda, lokal anestezi altında (veya ince bir mukoza yapısı varsa anesteziye gerek duyulmadan) diş eti (mukoza) kapak vidasının üzerinden açılarak “gingiva former” adı verilen iyileşme başlıkları takılır. Diş eti mukozası, ortalama 7 ila 14 gün içerisinde bu silindirik metal etrafında fizyolojik formunu alır ve kuronun kemikten doğal bir diş gibi çıkıyormuş izlenimini vermesini sağlayacak “pembe estetik” zemini oluşturur.
Şekillenen diş eti profilinin ardından, implant gövdelerinin içerisine “ölçü postu” (transfer parçası) yerleştirilir. Çene kavislerinin, kapanış ilişkilerinin ve eksik doku miktarının laboratuvara hatasız aktarımı için yüksek hassasiyetli silikon (elastomerik) ölçü maddeleri veya bilgisayar destekli intraoral tarayıcılar (CAD/CAM) kullanılır. Protetik tasarımda hekimin amacı, hastanın Dikey Kapanış Boyutunu (Vertical Dimension of Occlusion) iskeletsel kas dinamiğine uygun olarak restore etmektir. Çiğneme kuvvetinin çok yoğun olduğu arka azı (molar) bölgelerde mekanik esneme ve kırılma direnci yüksek olan krom-kobalt metal altyapılı seramikler; ışık geçirgenliği ve estetiğin ön planda olduğu ön (anterior) bölgelerde ise doğal mine kırılımına yakın zirkonyum altyapılı kuronlar tercih edilir. Üretilen bu kuronlar, implant gövdelerine bir ara parça (abutment) aracılığıyla medikal simanlarla yapıştırılarak veya doğrudan vida bağlantısıyla (vidalı sistem) sabitlenir.
İmplant Tedavisi Sonrası İyileşme Periyodunda Nelere Dikkat Edilmelidir?
Operasyon sonrası oluşabilecek fizyolojik ödemi kontrol altında tutmak için cerrahi alana ilk 48 saat boyunca dışarıdan soğuk kompres (buz) uygulanır. Hekim tarafından reçete edilen antibiyotik, ağrı kesici ve klorheksidin içerikli gargaraların medikal saatlerine uyularak kullanılması, ilk günlerde yumuşak gıdalar tüketilmesi ve doku kanlanmasını bozan tütün ürünlerinden (sigara) uzak durulması yara onarımı için elzemdir.
Ağız içi mukoza ve kemik zarına yapılan cerrahi kesiler, vücutta biyolojik onarım amaçlı (inflamatuar) bir yanıt başlatır. İnflamasyon, organizmanın hasar gören dokuyu onarmak için bölgeye sıvı, kan ve hücresel elemanlar göndermesi sürecidir. Bu fizyolojik yanıtın dışa yansıyan belirtileri olan lokal doku şişliği (ödem) ve nadiren dış deride oluşan kılcal morarmalar (ekimoz), yara iyileşmesinin ilk günlerinde olağan karşılanır. Yüz bölgesinden aralıklı periyotlarla uygulanan soğuk kompres, kılcal damar çapını daraltarak (vazokonstriksiyon) bu sıvı toplanmasını ve olası kanama sızıntılarını sınırlar.
Yara dudaklarının gerilmemesi ve osteotomi bölgesindeki fibrin pıhtısının stabil kalması için hastanın beslenme alışkanlıklarında yapısal modifikasyonlar şarttır. İlk günlerde çok sıcak içeceklerden, pıhtıyı eritebilecek asitli ve baharatlı gıdalardan kaçınılmalı; oda sıcaklığında püremsi bir diyet izlenmelidir. Yara yeri fizyolojisini hücresel boyutta negatif etkileyen en majör etken ise tütün ürünlerinin tüketimidir. Sigara dumanındaki karbonmonoksit, kandaki hemoglobine oksijenden daha yüksek bir afiniteyle (bağlanma isteğiyle) yapışarak doku oksijenasyonunu (hipoksi) düşürür. Eş zamanlı olarak nikotin, çevre dokulardaki damarları büzerek cerrahi sahaya taşınan kan hacmini daraltır. Oksijen ve savunma hücresi alamayan yara alanı kapanmakta zorlanır ve bakteriyel üremeye açık hale gelir. Bu bağlamda, osseointegrasyon süreci boyunca tütün tüketiminin medikal normlarda sınırlandırılması, İzmir Avrupadent kliniklerinde hastalara önemle vurgulanır.
İmplant Dişlerin Uzun Dönem Bakımı Nasıl Sağlanmalıdır?
Protetik restorasyonların uzun vadeli fonksiyonel idamesi, standart florürlü macunlarla fırçalamanın yanı sıra arayüz fırçası, özel kalınlaştırılmış diş ipleri (superfloss) ve basınçlı su cihazları (ağız duşu) kullanılarak protez ile diş eti arasındaki mikrobiyal plağın mekanik olarak temizlenmesiyle sürdürülür. Altı aylık periyotlarla klinik radyolojik kontrollerin ve profesyonel tartar (diş taşı) temizliğinin yapılması tıbbi bir protokoldür.
Titanyum materyalin korozyona uğramaması ve porselen/zirkonyum kuronların inorganik yapıları sebebiyle çürümemesi (karyes oluşmaması), uygulamanın bireysel ağız hijyeni gerektirmediği yönünde fizyolojik bir yanılgı doğurmamalıdır. İmplant gövdelerini sarmalayan mukoza (diş eti) ve destek dokusu olan alveol kemiği, ağız içindeki mikrobiyal dental plağa karşı doğal diş yapılarından çok daha kırılgandır. Doğal dişlerde bakterilerin kemiğe inmesini yavaşlatan ve bir bariyer görevi gören periodontal lif ağları (ligamentler), inorganik titanyum vida çevresinde hücresel olarak bulunmaz (ankiloz temas).
Bu anatomik farklılık sebebiyle, kuron ile diş eti arasındaki ince olukta (marjin hattında) bakteri plağı biriktiğinde inflamasyon çok daha süratli bir şekilde kemik dokusuna inebilir. İlk etapta yumuşak dokuda kanama ve kızarıklık ile seyreden peri-mukozitis (yumuşak doku iltihabı) tablosu, mekanik hijyen sağlanmazsa peri-implantitis (implant çevresi kemik erimesi) evresine geçerek vidanın biyomekanik stabilitesini kaybetmesine neden olur. Çökelmiş olan inorganik diş taşları (tartar) evdeki diş fırçası ile uzaklaştırılamayacağından, hastaların periyodik olarak senede iki kez klinik ortamda hekim tarafından ultrasonik detartraj işlemi yaptırmaları ve diş eti cebi derinliklerini ölçtürmeleri, restorasyonun medikal ömrünü koruyan yegane yoldur.








