İmplant Herkes İçin Uygun Mudur? İzmir Eksik Diş Tedavisi
Eksik dişlerin telafisinde güncel tıp literatüründe sıklıkla uygulanan biyolojik restorasyon yöntemlerinden biri, titanyum alaşımlı yapay köklerin çene kemiğine cerrahi olarak konumlandırılmasıdır. İnsan fizyolojisinin bu inorganik materyalle hücresel düzeyde kaynaşma mekanizması (osseointegrasyon), belirli anatomik ve sistemik koşulların varlığını gerektirir. Bu nedenle “İmplant herkes için uygun mudur?” sorusunun yanıtı; bireyin iskeletsel olgunluğundan mevcut kronik rahatsızlıklarına, kemik yoğunluğundan dolaşım sistemi parametrelerine kadar geniş bir yelpazede incelenir. Sağlık Bakanlığı’nın 2026 yılı bilgilendirme yönergeleri kapsamında, bu tür cerrahi uygulamalar için karar süreçleri kişiye özgü objektif tıbbi analizlerle yürütülür. İzmir lokasyonunda yer alan Avrupadent, tedavi protokollerini multidisipliner klinik bulgular ve üç boyutlu radyolojik değerlendirmeler üzerinden tasarlayarak bireylerin biyolojik uygunluk durumlarını belirler.
İmplant Diş Tedavisi Anatomik Olarak Kimlere Uygulanabilir?
İskeletsel gelişimini tamamlamış, çene kemiğinde belirli genişlik ve yükseklik değerlerine sahip, cerrahi işlem için genel sistemik sağlık durumu elverişli olan yetişkin bireylere anatomik olarak uygulanabilir. Medikal bir kontrendikasyon bulunmayan hastalarda, eksik dişlerin telafisi amacıyla klinik standartlar dâhilinde değerlendirilen tıbbi bir prosedürdür.
Çene cerrahisi pratiğinde, operasyon bölgesinin anatomik yapısı, titanyum vidanın uzun vadeli mekanik fonksiyonu açısından belirleyici bir rol üstlenir. İnsan çene kemiği, kortikal (sert dış yüzey) ve trabeküler (süngerimsi iç yapı) olmak üzere iki farklı histolojik bölümden oluşur. Cerrahi bir kavitasyon (yuva açma) işlemi gerçekleştirilebilmesi için ilgili bölgede en az, uygulanacak implantın çapından 1.5 – 2 milimetre daha geniş bir kemik duvarı kalıntısı bulunması fizyolojik bir gerekliliktir. Kemiğin dikey yöndeki boyu ise alt çenede mandibular sinir kanalına, üst çenede ise maksiller sinüs boşluklarına olan uzaklık ile sınırlıdır.
Yeterli kemik hacminin var olması tek başına yeterli bir parametre değildir; aynı zamanda bu kemik matriksini örten yapışık diş eti (keratinize mukoza) kalınlığının da belirli bir biyo-hacimde olması istenir. Yapışık diş etinin geniş olması, ilerleyen aylarda protez çevresinde birikebilecek mikrobiyal dental plağa karşı koruyucu bir yumuşak doku kalkanı görevi üstlenir. İzmir merkezli Avrupadent bünyesindeki tıbbi değerlendirmelerde, hem sert kemik dokusu hem de yumuşak diş eti dokusu biyotip olarak sınıflandırılarak hastanın anatomik yapısının bu cerrahi işleme uygunluğu objektif veriler ışığında haritalandırılır.
Çene Kemiği Gelişimini Tamamlamamış Bireylerde İmplant Yapılır Mı?
Büyüme ve gelişim çağındaki bireylerde (genellikle 18 yaş altı) çene kemiğinin boyut ve hacimsel değişimi devam ettiği için implant cerrahisi tıbben tercih edilmez. Erken dönemde yerleştirilen yapay kök, kemik büyüdükçe anatomik olarak farklı bir konumda kalarak asimetrik kapanışlara ve ortodontik uyumsuzluklara yol açabilir.
İnsan vücudunun iskeletsel büyüme vektörleri, ergenlik (puberte) döneminin sonlarına kadar aktif durumdadır. Çene-yüz (maksillofasiyal) bölgesinin büyümesi, el-bilek veya boyun omurlarındaki büyüme plaklarının (epifiz kıkırdakları) kemikleşmesiyle eş zamanlı olarak seyrini tamamlar. Doğal dişler, periodontal bağ adı verilen esnek dokular vasıtasıyla çene kemiği büyüdükçe kemikle beraber hareket edebilir ve dikey sürme (erüpsiyon) hareketine devam edebilirler.
Ancak inorganik titanyum vidalar, kemik hücreleriyle doğrudan temas kurarak ankiloz (sabitlenme) halini alır. Etraflarında periodontal bir bağ bulunmadığından dolayı, hastanın çenesi dikey ve yatay düzlemde genişlemeye devam ederken, implant ilk yerleştirildiği kemik koordinatlarında sabit kalır. Bu fizyolojik farklılık sonucunda, yıllar içerisinde doğal dişler uzamaya devam ederken implant destekli restorasyon daha alt seviyede kalır. “İnfraoklüzyon” olarak adlandırılan bu klinik tablo, karşıt çenedeki dişin o boşluğa doğru uzamasına ve oklüzal (kapanış) dengenin bozulmasına neden olur. Bu biyomekanik sebeplerden ötürü, genç bireylerde diş kayıpları yaşandığında büyüme dönemi sonlanana dek geçici hareketli protezler veya ortodontik yer tutucu apareyler ile alan korunması sağlanır.
Sistemik Hastalıklar İmplant Uygulamasına Engel Midir?
Kontrol altında olmayan ve aktif fazda seyreden ağır sistemik hastalıklar (kontrolsüz kardiyovasküler hastalıklar, ileri derece immün yetmezlik) cerrahi uygulamayı medikal olarak sınırlandırabilir. Sistemik hastalıkların ilgili uzman hekim kontrolünde farmakolojik olarak regüle edilmesi durumunda prosedür yeniden değerlendirilir.
Dental operasyonlar, lokalize bir cerrahi müdahale olmalarına rağmen organizmanın bütünsel fizyolojisi ile doğrudan etkileşim halindedir. Hastanın tıbbi öyküsü (anamnezi), cerrahi müdahalenin gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceğini ve post-operatif (işlem sonrası) yara iyileşmesinin seyrini belirleyen ana faktördür. Tıp literatüründe hastaların genel sağlık durumları, Amerikan Anesteziyologlar Derneği’nin (ASA) fiziksel durum sınıflandırmasına göre değerlendirilir.
ASA I (sağlıklı) ve ASA II (hafif sistemik hastalığı olan, örneğin diyetle kontrol edilen tip 2 diyabet) sınıfındaki bireylerde klinik cerrahi işlemler olağan medikal protokollerle yürütülebilir. Ancak ASA III (fonksiyonel kapasiteyi kısıtlayan şiddetli sistemik hastalık) veya ASA IV (hayati tehlike arz eden şiddetli sistemik hastalık) kategorisinde yer alan hastalarda, operasyon öncesinde yoğun tıbbi konsültasyonlar yapılması elzemdir. İzmir’deki klinik süreçlerinde Avrupadent, hastaların periyodik olarak kullandığı ilaçların farmakolojik etkileşimlerini analiz eder, sistemik kan testlerini inceler ve medikal onam (rıza) formları doğrultusunda ilgili branş hekimlerinin onayını alarak çoklu disipliner bir yol izler.
| Sistemik Hastalık Türü | Operasyona Olası Fizyolojik Etkisi | Klinik Değerlendirme Yaklaşımı |
|---|---|---|
| Kontrolsüz Diyabet (Tip 1 / Tip 2) | Mikrovasküler (kılcal damar) dolaşımını bozarak yara iyileşmesini yavaşlatır, enfeksiyon meylini artırır. | HbA1c değerlerinin spesifik referans aralığında olması istenir. Cerrahi öncesi profilaktik antibiyotik başlanabilir. |
| Kardiyovasküler Hastalıklar | Kan sulandırıcı kullanımı cerrahi alanda uzamış kanamaya yol açabilir, stres tansiyonu tetikleyebilir. | Kardiyoloji konsültasyonu istenir. İlaç dozajları operasyona uygun hale getirilir, adrenalinsiz veya düşük adrenalinli anestezikler seçilir. |
| Osteoporoz (Kemik Erimesi) | Bifosfonat grubu ilaçların intravenöz kullanımı, çenede kemik nekrozu (osteonekroz) riski yaratır. | Endokrinoloji hekimi ile görüşülür. İlaç kullanım geçmişi (süre ve doz) incelenerek cerrahi takvim şekillendirilir. |
| İmmünsüpresif Durumlar (Bağışıklık Baskılanması) | Kemoterapi, radyoterapi veya organ nakli geçmişi, beyaz kan hücresi üretimini ve kemik yapımını etkiler. | Onkoloji uzmanının tıbbi onayı alınır. Aktif tedavi sürecinde olan hastalarda cerrahi işlemler ileri bir tarihe planlanır. |
Diyabet (Şeker) Hastaları İmplant Yaptırabilir Mi?
Diyabet hastalarının kan şekeri düzeyleri ve glikozile hemoglobin (HbA1c) değerleri referans aralıklarında (genellikle %7’nin civarı) seyrediyorsa, cerrahi prosedür enfeksiyon kontrol protokolleri dâhilinde uygulanabilir. Kontrolsüz yüksek şeker varlığında ise hücresel dolaşım bozulduğu için işlem medikal riskler barındırır.
Diabetes mellitus, organizmanın insülin üretimi veya kullanımındaki metabolik bir defekt sonucunda kanda hiperglisemi (yüksek şeker) oluşması durumudur. Kronik hiperglisemi durumu, vücuttaki küçük kan damarlarının duvarlarında kalınlaşmaya ve tıkanıklıklara (mikroanjiyopati) yol açar. Ağız dokuları ve çene kemiği de bu dolaşım bozukluğundan nasibini alır. Cerrahi bir kesi yapıldığında ve kemikte kavite oluşturulduğunda, o bölgedeki pıhtılaşma mekanizması ve hücre yenilenmesi için yoğun bir kan akımına ihtiyaç duyulur. Kontrolsüz diyabet varlığında oksijen ve lökosit (savunma hücresi) taşınımı yetersiz kalır.
Aynı zamanda, glikoz seviyesinin yüksek olması kollajen sentezini (doku onarım proteini) bozarak osteoblastların yeni kemik üretme fonksiyonunu yavaşlatır. Ağız içi floradaki fırsatçı bakteriler, yüksek şeker ortamında daha kolay çoğalma eğilimi gösterir. Bu durum, titanyum vida çevresinde enfeksiyon oluşma potansiyelini yükseltir. Ancak hastalık medikal diyet, oral antidiyabetik ajanlar veya insülin kullanımı ile regüle edilmişse (kontrol altındaysa), bu hastaların hücre içi biyokimyasal reaksiyonları sağlıklı bireylere oldukça yaklaşır. Avrupadent klinik protokollerinde, operasyon günü sabahı açlık ve tokluk kan şekeri seviyeleri ölçülerek tıbbi güvenlik alanında kalınması hedeflenir ve cerrahi işlem bu normlar sağlandığında uygulanır.
Kemik Erimesi (Osteoporoz) Durumunda İmplant Süreci Nasıl İlerler?
Osteoporoz tanısı tek başına mutlak bir cerrahi sınırlandırma yaratmasa da, hastanın kemik yıkımını yavaşlatmak amacıyla kullandığı farmakolojik ajanların tipi (oral veya damar içi) ve kullanım süresi klinik kararı etkiler. Bu ilaçlar çene kemiğinin iyileşme mekanizmasını değiştirdiğinden uzman konsültasyonu gerektirir.
Osteoporoz, sistemik olarak kemik mineral yoğunluğunun azalması ve kemik mikro mimarisinin zayıflaması ile karakterize edilen bir iskelet sistemi hastalığıdır. Bu tablo, kemik yapıcı osteoblast hücreleri ile kemik yıkıcı osteoklast hücreleri arasındaki dengenin yıkım lehine bozulması sonucunda ortaya çıkar. Osteoporoz tedavisinde kullanılan en yaygın ilaç gruplarından biri olan bifosfonatlar, osteoklastların faaliyetini baskılayarak kemik erimesini yavaşlatma mekanizmasına sahiptir. Ancak bu ilaçlar çene kemiğinin doğal kendini yenileme (remodeling) döngüsünü de aynı oranda yavaşlatır.
Bifosfonatların uzun yıllar boyunca özellikle intravenöz (damar içi) yolla yoğun dozlarda alınması durumu, çene cerrahisinde spesifik bir klinik tabloya sebep olabilir. Operasyon bölgesinde açılan yuvaya uygulanan travma sonrasında, yenilenme döngüsü durduğu için kemik dokusunun o bölgesinde nekroz (Bifosfonata Bağlı Çene Osteonekrozu – BRONJ) gelişme riski bulunur. Bu tıbbi komplikasyon, kemiğin açıkta kalarak canlılığını yitirmesi halidir. Hap (oral) formunda kısa süreli bifosfonat kullanımı olan hastalarda bu risk çok daha düşük düzeylerdedir. İlgili prosedürlerin yürütüldüğü İzmir Avrupadent ortamında, osteoporoz hastalarının DEXA (kemik yoğunluğu ölçümü) değerleri ve ilaç öyküleri derinlemesine sorgulanarak, operasyon öncesinde ilaç tatili (drug holiday) uygulanıp uygulanmayacağına endokrinoloji hekimleri ile karar verilir.
Sigara Tüketimi İmplantın Kemiğe Kaynamasını Nasıl Etkiler?
Tütün ürünlerinin içerdiği nikotin ve karbonmonoksit, kılcal damarlarda büzülmeye (vazokonstriksiyon) sebep olarak cerrahi bölgeye oksijen taşınmasını kısıtlar. Bu daralma, fibroblast ve osteoblast hücrelerinin aktivitesini yavaşlatarak titanyum vidanın kemik matriksine entegrasyon sürecini mekanik ve hücresel açıdan sekteye uğratabilir.
Sigara içimi, ağız içi dokuların ve çene kemiğinin biyolojik iyileşme fonksiyonlarını negatif yönde etkileyen en önemli dış faktörlerdendir. Tütün dumanının solunmasıyla kana karışan karbonmonoksit, hemoglobin molekülüne oksijenden çok daha güçlü bir afinite (bağlanma isteği) ile bağlanır. Bu kimyasal reaksiyon, dokulara oksijen iletimini belirgin ölçüde azaltır (doku hipoksisi). Yara iyileşmesinin ilk evrelerinden biri olan anjiyogenez (yeni kılcal damar oluşumu), oksijensiz ortamda yetersiz kalır.
Ek olarak, nikotin molekülü sistemik dolaşımda damar duvarlarını büzerek kan akımının hacmini düşürür. İmplant kavitesi etrafında oluşan kan pıhtısının organize olarak yeni kemik hücrelerine (osteoblastlar) dönüşebilmesi için zengin bir hücresel beslenme gerekir. Sigara kullanımı aynı zamanda tükürüğün içerdiği doğal koruyucu immünoglobulin antikorlarının üretimini baskılayarak, ağız içindeki bakteri profilini kemik yıkımına yol açan anaerobik (oksijensiz ortamda çoğalan) patojenler lehine değiştirir. Yapılan klinik gözlemler, yoğun sigara içicilerinde operasyon bölgesinin yara dudaklarının geç kapandığını ve diş eti (mukoza) dokusunda marjinal kayıplar yaşandığını göstermektedir. Tıbbi gereksinimler çerçevesinde, cerrahi operasyonun birkaç hafta öncesinden başlayıp iyileşme periyodu tamamlanana dek tütün tüketiminin sınırlandırılması hekimlerce önerilir.
Çene Kemiği Yetersizliğinde İmplant Tedavisi Mümkün Mü?
İleri radyolojik tetkiklerde çene kemiğinin hacimsel olarak yetersiz olduğu saptandığında, kemik grefti (kemik tozu) ve sinüs lifting gibi ogmentasyon teknikleri kullanılarak bölgenin anatomisi rekonstrükte edilir. Bu ilave işlemler medikal tedavi takvimine belirli iyileşme ayları ekleyerek süreci yürütülebilir kılar.
Uzun seneler dişsiz kalan çene bölgelerinde, biyomekanik uyaran eksikliğine bağlı olarak kemik erimesi (rezorpsiyon) gelişir. Bu erime, alveolar kretin (kemik tepesinin) genişliğini daraltır ve dikey boyunu kısaltır. İmplantın yivli yüzeyinin tamamının kemik matriksi içinde kalması, üzerine gelecek olan kuvvetleri karşılayabilmesi için klinik bir zorunluluktur. Eğer vida kemiğin dışına taşarsa, yumuşak doku altında fenestrasyon (pencereleşme) veya dehisens (açılma) oluşarak enfeksiyon odağı yaratır.
Bu anatomik engelleri aşmak için tıp pratiğinde rekonstrüktif cerrahi yöntemlerine başvurulur. Kemiğin ince olduğu alanlara biyomateryaller kullanılarak kemik ilavesi (ogmentasyon) yapılır. Greft materyalleri hücresel bazda bir iskele (scaffold) görevi görerek vücudun kendi kemik hücrelerinin bu yapı içine göç etmesine ve sertleşmesine olanak tanır. Üst çenede, azı dişlerinin kökleri üzerinde yer alan ve solunuma yardımcı olan maksiller sinüs boşlukları, diş kaybı sonrası aşağıya doğru genişleme eğilimindedir. Bu durumlarda sinüs zarının özel aletlerle yukarı itilip oluşan boşluğa greft partiküllerinin doldurulması işlemi (Sinüs Lifting) gerçekleştirilir. İzmir Avrupadent’teki klinik aşamalarda, bu medikal operasyonlar esnasında kullanılan greft ve membran (bariyer) materyallerinin seçimleri hastanın kemik defektinin üç boyutlu anatomisine göre belirlenir.
| Materyal Sınıflandırması | Kaynağı | Klinik İşlevi ve Biyolojik Yıkım Süreci |
|---|---|---|
| Otojen Greft | Hastanın kendi çenesinden veya ağız dışı bölgelerinden alınan canlı kemik blokları. | En yüksek biyouyuma sahiptir. Canlı osteoblast barındırdığı için kemikleşme fazı organizasyonludur. |
| Ksenogreft | Hayvansal dokulardan (çoğunlukla sığır veya domuz) laboratuvar ortamında saflaştırılan mineral yapılar. | Hücre içermeyen kalsiyum iskeletidir. Çok yavaş rezorbe olarak (eriyerek) bölgede uzun süre hacim sağlar. |
| Allogreft | İnsan donörlerden elde edilen, doku bankalarında sterilize edilip dondurularak kurutulmuş partiküller. | Kemik indüksiyonunu uyararak etraftaki hücreleri bölgeye çeker ve hastanın kendi kemiğine dönüşür. |
| Alloplastik Greft | Sentetik olarak üretilen kalsiyum sülfat, hidroksiapatit veya biyo-cam içerikli laboratuvar materyalleri. | Hastalık taşıma riski bulunmaz. Kemik hücrelerinin üzerinde büyüyebileceği inorganik zeminler yaratır. |
Kalp ve Tansiyon Hastalarında İmplant Cerrahisi Nasıl Yönetilir?
Kardiyovasküler rahatsızlıkları bulunan hastalarda, operasyon öncesi kullanılan kan sulandırıcı farmakolojik ajanların kardiyoloji uzmanı gözetiminde düzenlenmesi gereklidir. Hipertansiyon vakalarında ise lokal anestezi solüsyonlarının içerisindeki vazokonstriktör (damar büzücü) bileşenler, hastanın güncel kan basıncı parametrelerine göre özel olarak seçilir.
Kalp-damar sağlığı (kardiyovasküler sistem), ağız içi cerrahi işlemlerin medikal yönetimi sırasında anestezi seçimi, kanama kontrolü ve stres yönetimi açısından büyük önem taşır. Koroner arter hastalığı, kalp kapakçık protezi veya ritim bozukluğu (aritmi) olan hastalarda uygulanan antitrombositer (aspirin türevi) ve antikoagülan (warfarin türevi) ilaçlar, pıhtılaşma kaskadını (mekanizmasını) yavaşlatarak damar içi tıkanıklıkları önler. Diş hekimliği pratiğinde bir insizyon (kesi) yapıldığında, olağan pıhtılaşma süreci gerçekleşmezse bölgede kanama kontrol altına alınamaz. Bu nedenle, uluslararası pıhtılaşma ölçütü olan INR (International Normalized Ratio) testleri incelenir. Kardiyolog konsültasyonu ile kan sulandırıcı kullanımı operasyondan birkaç gün önce kesilebilir veya farklı molekül ağırlıklı enjektabl ilaçlara geçiş (köprüleme) yapılabilir.
Hipertansiyon (yüksek tansiyon) öyküsü olan bireylerde ise odak noktası lokal anestezik maddenin seçimidir. Klasik dental anesteziklerin içerisinde, etki süresini uzatmak ve cerrahi alanda kanamayı azaltmak amacıyla “epinefrin” (adrenalin) bulunur. Adrenalin, dolaşıma katıldığında kalbin atım hacmini artırır ve damarları büzer, bu durum tansiyonda ani yükselmelere yol açabilir. Tansiyon hastalarında bu farmakolojik etkiden kaçınmak için adrenalinsiz veya çok düşük konsantrasyonlu anestezi solüsyonları kullanılır. İzmir’de yürütülen tedavi süreçlerinde Avrupadent hekimleri, dental fobinin (korkunun) yaratacağı doğal adrenalin salınımını da hesaplayarak klinik stresi azaltacak yaklaşımlar sergiler, gerektiğinde nabız ve oksijen satürasyonu cihazlarla operasyon anında monitörize edilir.
İzmir Avrupadent Bünyesinde İmplant Planlaması Hangi Tıbbi Kriterlere Göre Yapılır?
Avrupadent kliniklerinde planlama; 3D dental volumetrik tomografi ölçümleri, hastanın ayrıntılı medikal anamnezi ve alveoler kemik biyotipi analizleri ışığında şekillenir. Cerrahi etaplar, ulusal tıbbi mevzuatlara, asepsi kurallarına ve nesnel hasta bilgilendirme normlarına uygun, multidisipliner bir medikal yaklaşımla yürütülür.
Uygulamaya girmeden önce gerçekleştirilen teşhis (tanı) aşaması, operasyonun seyrini belirleyen en temel adımdır. Klinik içi rotasyonlarda çene cerrahisi veya periodontoloji disiplinleri, kemiğin radyolojik datalarını inceler. “Geriye dönük planlama” (backward planning) adı verilen dijital yöntemle, öncelikle ağızda fonksiyon görecek olan zirkonyum veya porselen kuronun estetik ve mekanik konumu bilgisayar ortamında tasarlanır. Daha sonra, çiğneme kuvvetlerinin bu kuron üzerinden çene kemiğine en dengeli eksende (vektörde) iletilebilmesi için titanyum vidanın kemik içindeki koordinatları belirlenir.
Gerek duyulan durumlarda, bu dijital veriler 3 boyutlu yazıcılar aracılığıyla cerrahi rehber (surgical guide) plaklarına dönüştürülür. Operasyon sırasında bu plakların kullanılması, frezlerin (delici aletlerin) dokuya giriş açısını ve derinliğini sınırlayarak anatomik yapılara (sinirlere veya sinüs boşluklarına) zarar verilmesi ihtimalini minimize eder. Cerrahi araç-gereçler, B sınıfı otoklav cihazlarında vakumlu buhar sterilizasyonundan geçirilerek enfeksiyon zinciri kırılır. İzmir’de konumlanan Avrupadent, tedavi protokollerini pazarlama odaklı beklentiler üzerinden değil, tamamen insan dokusunun anatomik gerçekleri, hücresel iyileşme limitleri ve Sağlık Bakanlığı’nın bilimsel standartlara dayanan hasta hakları mevzuatı çerçevesinde yapılandırır.
İmplant Uygulaması Sonrasında Ağız Bakımı Nasıl Olmalıdır?
Titanyum materyalin uzun dönem çevresel stabilizasyonu için, protez sınırlarında ve diş eti (peri-implant mukoza) oluğunda mikrobiyal plak birikimini önleyecek spesifik hijyen rutinleri oluşturulmalıdır. Fırçalama ve arayüz fırçası kullanımının yanı sıra altı aylık periyotlarla klinik diş taşı muayeneleri sürdürülmelidir.
Doğal diş minesi, yapısındaki kalsiyum hidroksiapatit kristalleri sebebiyle asit ataklarına maruz kaldığında demineralize olarak çürür. Titanyum ise inorganik ve korozyona dirençli bir metal olduğundan diş çürüğü (karyes) riski barındırmaz. Bu anatomik farklılık, hastalar nezdinde söz konusu protezlerin bakıma ihtiyacı olmadığı yönünde eksik bir kanı oluşturabilmektedir. Oysa implant yüzeyini çevreleyen mukoza dokusu ve altındaki kemik yapı, bakteriyel biyofilme karşı doğal dişlerden daha zayıf bir savunma mekanizmasına sahiptir.
Doğal köklerin etrafını saran periodontal lifler, enfeksiyonun kemiğe doğru ilerlemesini yavaşlatan bir bariyer görevi görürken; implant yüzeyinde bu koruyucu bağ dokusu ağları yer almaz. Dolayısıyla protez sınırlarında (marjinlerde) biriken tartar (diş taşı) ve bakteri plağı, doğrudan yumuşak dokuda inflamasyona (peri-mukozitis) ve tedavi edilmediğinde çene kemiğinin erimesine (peri-implantitis) sebebiyet verir. İzmir Avrupadent uzmanlarının hastalara aktardığı bakım prosedürleri arasında, diş fırçalamaya ek olarak köprü altlarındaki boşlukların “superfloss” ismi verilen özel iplerle veya su basıncı kullanan ağız duşu cihazlarıyla mekanik olarak temizlenmesi yer alır. Yılda en az iki kez yapılan periyodik klinik muayenelerde radyolojik kemik seviyesi kontrollerinin sağlanması, tedavinin uzun vadeli fonksiyonelliği açısından klinik bir gereksinimdir.








